Küresel Ticarette Yeni Eşik: 2026 Sürdürülebilirlik ve Karbon Rejimi

2026 yılı itibarıyla sürdürülebilirlik, salt bir “iyi niyet” söylemi olmaktan çıkarak ticaretin maliyet yapısını kökten değiştiren bir kurala dönüşmüştür. Avrupa Komisyonu tarafından yönetilen Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM/CBAM) rejiminin 1 Ocak 2026’da tam kapasiteyle devreye girmesi, karbon yoğun ürün ihracatında “gömülü emisyon” maliyetinin doğrudan ürün fiyatına dahil edilmesini zorunlu kılmıştır. Türkiye açısından kritik olan husus, bu düzenleme baskısının aynı zamanda devlet destekleriyle finanse edilebilir stratejik bir dönüşüm alanı açmasıdır. Nitekim 2025 tarihli ve 9903 sayılı teşvik kararı, yeşil ve dijital dönüşümü teşvik sisteminin odağına yerleştirmiş ve Yeşil/Dijital Dönüşüm Programı kapsamındaki yatırımları “Öncelikli Yatırımlar” havuzuna dahil etmiştir.
Uluslararası Dönüşüm ve 2026 Eşiği
SKDM’nin 2026 yılını bir dönüm noktası haline getirmesinin temel nedeni, mekanizmanın üç yıllık geçiş dönemini tamamlayarak “kesin rejim” (definitive regime) aşamasına geçmesidir. Avrupa Birliği perspektifinde bu mekanizma, AB pazarına giren karbon yoğun ürünlerin üretim aşamasındaki salımları için adil bir fiyatlandırma yapılmasını hedeflemekte ve AB dışındaki üreticileri daha temiz teknolojilere yönlendirmeyi amaçlamaktadır. 1 Ocak 2026 itibarıyla yürürlüğe giren kesin rejim kapsamında, AB ithalatçılarının yetkilendirilmiş beyan sahibi statüsü alması, gömülü emisyonları şeffaf bir şekilde raporlaması ve bu emisyonlara karşılık gelen SKDM sertifikalarını teslim etmesi zorunlu kılınmıştır. Sertifika fiyatları, AB Emisyon Ticaret Sistemi (EU ETS) tahsisatlarının açık artırma fiyatlarına endeksli olarak belirlenmektedir. Bununla birlikte, ürünün menşei olan ülkede halihazırda bir karbon fiyatı ödenmişse, bu durumun tevsik edilmesi halinde ilgili tutarın toplam maliyetten düşülmesi mümkün olmaktadır.
Türkiye’nin Ticari Pozisyonu ve Stratejik Önemi
Söz konusu mekanizma Türkiye için teorik bir dış ticaret düzenlemesi değil, doğrudan pazar erişim maliyetini belirleyen bir unsurdur. AB, Türkiye’nin dış ticaretindeki hâkim konumunu sürdürmektedir; 2024 verilerine göre Türkiye’nin toplam ihracatının yaklaşık %41’i AB’ye gerçekleştirilirken, ithalatın %32,1’i yine AB kaynaklı olmuştur. 2025 yılı itibarıyla toplam ihracatın 273,434 milyar dolar, ithalatın ise 365,524 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmesi, SKDM’yi iki temel boyutta stratejik kılmaktadır. İlk olarak, emisyon yoğun sektörlerde kâr marjlarını daraltan yeni bir maliyet katmanı oluşturmaktadır. İkinci olarak ise ölçümleme, verimlilik ve düşük karbonlu teknolojilere yatırım yapan aktörler için küresel pazarda rekabetçi bir yeniden konumlanma fırsatı sunmaktadır.
Ulusal Politika ve İklim Yönetimi
Türkiye’nin ulusal çerçevesinde, finansman akışını doğrudan etkileyen iki temel politika çıpası bulunmaktadır. Bunlardan ilki, siyasi bir taahhüt olarak benimsenen “2053 Net Sıfır” hedefidir. COP28 sürecinde de teyit edildiği üzere bu vizyon, yenilenebilir enerji payının artırılması ve sektörel azaltım yol haritalarıyla desteklenmektedir. İkinci önemli çıpa ise emisyon verilerinin “ölçülebilir bir gerçeklik” olarak kayıt altına alınmasıdır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2023 yılında [Arazi Kullanımı, Arazi Kullanım Değişikliği ve Ormancılık (LULUCF) hariç] toplam sera gazı emisyonu 552,2 Mt CO2e olarak gerçekleşmiştir ve bu emisyonların %71,6 gibi büyük bir kısmı enerji sektöründen kaynaklanmaktadır. Bu dağılım; sanayide enerji verimliliği, elektrifikasyon ve yeşil enerji tedariki gibi dönüşümlerin hem maliyet düşürme hem de SKDM riskini yönetme açısından eş zamanlı bir çözüm sunduğunu kanıtlamaktadır.
İklim Kanunu ve ETS’nin Kurumsallaşması
Bu stratejiyi hukuki bir zemine oturtan en kritik adım ise İklim Kanunu’nun yasalaşması olmuştur. 3 Temmuz 2025’te TBMM’de kabul edilen kanunla, Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) kavramı resmiyet kazanmış ve piyasa temelli karbon fiyatlandırma mekanizmalarının yönetimi İklim Değişikliği Başkanlığı’nın yetki alanına bırakılmıştır. İklim Kanunu, SKDM ile ortak bir “muhasebe dili” üzerinden birleşmektedir. Ulusal bir ETS’nin tesis edilmesi, ihracatçı firmaların karbon maliyetlerini iç hukuk disipliniyle yönetebilmelerine olanak tanırken, AB tarafıyla yürütülecek karbon fiyatı uyumlandırma müzakerelerinde Türkiye’nin elini güçlendiren somut bir araç niteliği taşımaktadır.
Proje Uzmanı


