Zarar, ziyan ve tazminatların safi ticari kazancın hesabında ya da safi kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınabilmesi için; işle ilgili olması, bir Kanun hükmü, mukavelename veya ilama bağlı bulunması, ödenmiş olması, gerekmektedir.
Tazminatlar, genellikle yapılan bir sözleşmeden geri dönülmesi/vazgeçilmesi nedeniyle sözleşmeye veya sözleşmede bir hüküm bulunmaması nedeniyle yurt dışında açılan dava sonucunda yabancı mahkemeler tarafından verilen kararlara istinaden ödenmektedir.
Çalışmamızda, şirketlerin gerek sözleşmeye ve gerekse yabancı mahkeme kararlarına istinaden ödedikleri tazminatların gider kaydı ve KDV karşısındaki durumu incelenecektir.
YURTDIŞINDAKİ MAHKEME KARARLARINA İSTİNADEN ÖDENEN TAZMİNATLAR
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 6’ncı maddesinde; “kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde de Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı” hüküm altına alınmıştır.
Aynı Kanun’un 11/g maddesinde ise, “sözleşmelerde ceza şartı olarak konulan tazminatlar hariç olmak üzere kurumun kendisinin, ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından doğan maddi ve manevi zarar ve tazminat giderlerinin kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınamayacağı” belirtilmiştir.
Öte yandan, Gelir Vergisi Kanunu’nun 40’ıncı maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde, “işle ilgili olmak şartıyla mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatların safi ticari kazancın tespitinde gider olarak yazılabileceği” hükme bağlanmıştır.
Buna göre; ödenen tazminatların gider yazılabilmesi için;
- İşle ilgili olması,
- Sözleşmeye, ilama veya kanun emrine istinaden ödenmesi,
- Söz konusu zararın teşebbüs sahibinin kusurundan doğmamış olması gerekmektedir.
Yurt dışına ödenen tazminatlar da, bu şartlar çerçevesinde gider olarak yasal kayıtlara intikal ettirilebilecektir. Mukavelename, ilam veya kanun emri olmaksızın ödenen tazminatların gider yazılması mümkün değildir.
Yabancı ülkelerde hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan mahkeme kararlarının, takibi yapılacak ülkede icra olunabilmesi o ülkedeki yetkili mahkemeler tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlı bulunmaktadır. Tenfiz kararı verecek olan mahkeme, tenfiz şartlarına bağlı olarak tahkim kurulu kararının, kısmen veya tamamen tenfizine veya değiştirerek istemin reddine karar verebilmektedir.
Yabancı mahkemeler tarafından verilen tazminat kararlarının iç hukukumuz bakımından da geçerli olabilmesi yani uygulanabilmesi için, bu kararlarla ilgili olarak Türkiye’deki yetkili mahkemeler tarafından tenfiz kararı verilmesi gerekmektedir. Tenfiz kararı ile Türkiye’de kendiliğinden işleme konulamayacak olan yabancı mahkeme kararının hükümleri uygulanabilir hale gelmektedir.
Dolayısıyla, yabancı mahkemeler tarafından yurt dışındaki şirketlere ödenmesine hükmolunan tazminatların kurumlar vergisi matrahının tespitinde indirilecek gider olarak dikkate alınabilmesi için, bu mahkeme kararları ile ilgili olarak Türkiye’de yetkili mahkeme tarafından tenfiz kararı verilmesi gerekmektedir.
Tenfiz kararı olmaksızın mahkeme kararına istinaden ödenen tazminat tutarlarının ilgili dönem kurum kazancının tespitinde indirilecek gider olarak dikkate alınması mümkün bulunmamaktadır. Bu gibi yurt dışı tazminat ödemesi ile karşı karşıya kalan şirketlerin tenfiz kararı şartına dikkate etmelerinde yarar görülmektedir.
Nitekim, Adana Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 28.04.2014 tarih ve 19341373-125 sayılı verdiği bir Özelge’de; “Yurt dışı firmanın zarara uğradığını ileri sürerek İngiltere’de aleyhinize açtığı dava sonucunda şirketinizin tazminat ödemesi yönündeki Tahkim Kurulu Kararı ile ilgili olarak Türkiye’de yetkili mahkeme tarafından tenfiz kararı verilmesi gerekmekte olup tenfiz kararı olmaksızın Tahkim Kurulu Kararı’na istinaden şirketinizce düzenlenen uzlaşma sözleşmesine göre ödenen tazminat tutarının Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendi kapsamında ilgili dönem kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün bulunmamaktadır.” şeklinde görüş bildirmiştir.
YURT DIŞINA ÖDENEN TAZMİNATLARIN KDV’Sİ
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu[1]’nun 1/1. maddesine göre, “Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti kapsamında yapılan mal teslimleri ve hizmet ifaları KDV’ye tabi” bulunmaktadır. KDV’nin matrahı ise, aynı Kanun’un 20’nci maddesinin 1. bendine göre teslim ve hizmet işlemlerinin karşılığını oluşturan bedeldir.
Aynı maddenin 2’nci bendine göre bedel deyimi ise, “malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veyahut bunlar adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında her ne suretle olursa olsun alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat ve hizmet değerler toplamını” ifade etmektedir.
Yukarıda da ifade edildiği üzere, yapılan bir sözleşmeden geri dönülmesi/vazgeçilmesi nedeniyle sözleşmeye veya sözleşmede bu konuda bir açıklık bulunmaması nedeniyle yurt dışında açılan dava sonucunda yabancı mahkemeler tarafından verilen kararlara istinaden yurt dışındaki satıcı firmalara tazminat ödemesi yapılmaktadır. Yurt dışı tazminat ödemeleri genellikle, Türkiye’deki alıcı tarafın sözleşmeyi feshetmesi veya sözleşmeden cayması durumunda ortaya çıkmaktadır. Yani, sözleşmenin konusu teslim ve hizmet henüz gerçekleştirilmeden, satış işlemi tekemmül etmeden taraflardan birisi tarafından vazgeçilmesidir.
Buna göre, sözleşmeyi fesheden veya sözleşmeden cayan Türkiye’de yerleşik alıcı tarafın sözleşmenin diğer tarafı olan yurt dışında yerleşik satıcı firmalara yurt dışı alım sözleşmelerine istinaden veya bu sözleşmelerde hüküm bulunmaması halinde ise yurt dışında açılan dava sonucunda yabancı mahkemelere tarafından verilen karara istinaden ödedikleri tazminatlar, gerçekleştirilmiş bir teslim veya hizmetin ya da ithalatın karşılığını oluşturmamaktadır.
Bu tazminatlar, henüz bir teslim ve hizmet gerçekleştirilmeden bunların dayanağını oluşturan sözleşmeden cayılması veya feshedilmesi nedeniyle ortaya çıktığından ve karşılığında bir teslim veya hizmet ifası söz konusu olmadığından, KDV’ye tabi değildir. Dolayısıyla, bu ödemeler nedeniyle sorumlu sıfatıyla KDV beyanı ve ödemesi de söz konusu değildir.
Çünkü sözleşmenin feshedilmesi veya sözleşmeden cayılması nedeniyle zarara uğrayan tarafın aldığı tazminatlar karşılığında cayan/fesheden tarafa bir mal teslimi veya hizmet ifasında bulunması söz konusu değildir
SONUÇ
Yukarıda yapılan açıklamalardan da fark edileceği üzere, yurt dışındaki firmalara ödenen tazminatlar; işle ilgili olması, sözleşmeye, ilama veya kanun emrine istinaden ödenmesi ve söz konusu zararın teşebbüs sahibinin kusurundan doğmamış olması şartlarıyla gider olarak dikkate alınabilmektedir.
Ancak, söz konusu tazminatların yabancı mahkeme kararlarına istinaden ödenmesinde dikkat edilmesi gereken özel bir durum söz konusudur. Yabancı mahkemeler tarafından verilen tazminat kararlarının iç hukukumuz bakımından uygulanabilir hale gelebilmesi için, bu kararlarla ilgili olarak Türkiye’deki yetkili mahkemeler tarafından tenfiz kararı verilmesi gerekmektedir.
Yabancı mahkemeler tarafından yurt dışındaki şirketlere ödenmesine hükmolunan tazminatların kurumlar vergisi matrahının tespitinde indirilecek gider olarak dikkate alınabilmesi için, bu mahkeme kararları ile ilgili olarak Türkiye’de yetkili mahkeme tarafından tenfiz kararı verilmesi gerekmektedir.
Tenfiz kararı olmaksızın mahkeme kararına istinaden ödenen tazminat tutarlarının ilgili dönem kurum kazancının tespitinde indirilecek gider olarak dikkate alınması mümkün bulunmamaktadır
[1] 25.10.1984 Tarih ve 18563 Sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanmıştır.

Vergi Hizmetleri Ortağı



