1. Hukuki Reformun Ekosisteme Yansımaları
Türkiye’de girişimcilik ekosistemi son yıllarda teknoloji yatırımlarının artması, uluslararası fon ilgisinin güçlenmesi ve şirketleşme modellerinin hızlanması ile önemli bir dönüşüm yaşıyor. Ancak bu dönüşümün sürdürülebilir olabilmesi yalnızca yenilikçi girişimlerin başarısına veya yatırımcı iştahına değil, aynı zamanda mevzuatın öngörülebilirliğine, fon yapılarının esnekliğine ve kamu-özel iş birliğinin koordinasyonuna bağlı. Düzenleyici çerçevede yapılan her değişiklik, fon yöneticilerinden girişimcilere kadar geniş bir paydaş grubunu etkiliyor.
Bu bağlamda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı (“Bakanlık”) ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından 28 Kasım 2025 tarihinde Girişim Sermayesi Fonlarına Katılım ve Girişim Sermayesi Uygulamaları Yönetmeliği (“Yönetmelik”) yayımlandı. 12 Mart 2008 tarihli ve 26814 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 5746 sayılı Kanun’a dayanılarak çıkarılan bu Yönetmelik ile teknoloji, teknolojik üretim ve yenilik faaliyetlerini desteklemek amacıyla Bakanlık bütçesinden girişim sermayesi fonlarına aktarılacak kamu kaynağının kapsamı, aktarım yöntemi ve denetimine ilişkin usul ve esaslar yeniden düzenlendi.
Bu düzenleme, Türkiye girişim sermayesi ekosisteminin yalnızca finansal değil, kurumsal ve yönetişimsel mimarisini de şekillendiren stratejik bir politika belgesi niteliği taşıyor. Yatırım ortamında öngörülebilirliğin artması, kamu kaynaklarının performansa dayalı tahsisi ve fon yöneticileri için hesap verebilirliğin güçlenmesi, bu Yönetmeliğin hem hukuki hem ekonomik etkisini büyütüyor.
2. Yönetmelikle Birlikte Fon Yapısının Yeniden Tanımlanması
Yeni düzenleme, devlet destekli fon mekanizmasını daha kurumsal bir zemine oturtarak fonlara tahsis edilecek kamu kaynaklarının nasıl aktarılacağını, nasıl izleneceğini ve hangi kriterlere göre değerlendirileceğini netleştiriyor. Mevcut sistemde kamu kaynağı kullanımına ilişkin standartların belirsiz olması, fon yöneticileri açısından hukuki ve operasyonel riskler yaratıyordu. Yönetmelik bu belirsizliği ortadan kaldırarak kaynak tahsisi süreçlerini şeffaflaştırıyor ve performansa dayalı bir yönetişim anlayışını ön plana çıkarıyor. Bu reform, yalnızca hukuki güvenliği artırmakla kalmıyor, aynı zamanda fon yöneticilerinin hesap verebilirliğini güçlendiriyor.
3. Çağrı Bazlı Destek Sistemi: Stratejik Önceliklere Göre Fonlama
Yönetmeliğin en dikkat çekici unsurlarından biri, kamu desteklerinin artık çağrı bazlı bir sistem üzerinden tahsis edilecek olmasıdır. Bakanlık tarafından belirli dönemlerde açılacak çağrılara başvuran fonlar; yatırım stratejileri, yönetişim modelleri, teknoloji ve inovasyon ekosistemine katkıları, uluslararası sermaye çekme potansiyelleri gibi çok boyutlu ölçütler üzerinden değerlendirilecektir. Bu yaklaşım, kamu kaynaklarının başvuru sırasına veya idari takdire göre değil, etki yaratma kapasitesi yüksek fonlara yönlendirilmesine imkan tanır.
Bu çerçevede fonların değerlendirilmesinde Fon Değerlendirme Komisyonu tarafından dikkate alınacak altı temel kriter Yönetmelikte açıkça belirtilmiştir:
- Fon yöneticisinin girişim sermayesi veya özel sermaye fonları alanındaki profesyonel tecrübesi,
- Fon yöneticisinin öncelikli sektör veya tematik alanlarda uzmanlığı,
- Daha önce yönettiği fonlardan elde edilen gerçekleşmiş getiri ve bu getirinin yatırım büyüklüğüne oranı,
- Fonun yönetim masrafı yapısı ve maliyet verimliliği,
- Diğer yatırımcıların fona taahhüt ettiği tutarın, Bakanlık katkısına oranla kaldıraç etkisi yaratma kapasitesi,
- Bakanlığın çağrı özel şartlarında belirleyeceği stratejik öncelik kriterleri.
Bu kriterler fon seçiminin yalnızca finansal göstergelerle değil, kurumsal kapasite, yönetişim niteliği, etki potansiyeli ve kalkınma odaklı değerlendirme ile gerçekleştirileceğini gösteriyor. Ayrıca Yönetmelik, tütün, alkol, kumar/bahis, siyasi/etnik faaliyetler ve münhasıran gayrimenkul yatırımları gibi kamu kaynaklarının yönlendirilemeyeceği faaliyet alanlarını da açık bir biçimde dışarıda bırakarak fonlama sürecinin çerçevesini keskinleştirmektedir.
Bu model, Türkiye’yi ABD’deki SBIC programı ve Avrupa Birliği’nin fon mekanizmalarıyla aynı çizgiye yaklaştıran yapısal bir dönüşüm niteliği taşımaktadır. Ekosistemin gelişiminde kritik olan; uzmanlık, yönetişim kalitesi ve performansa dayalı değerlendirme prensipleri bu sistemle kurumsal hale gelmektedir.
4. Ekonomik Etki: Kamu Kaynaklarının Özel Sermayeyi Kaldıraçlaması
Devlet destekli fon yatırımlarının en önemli ekonomik etkisi, özel sermayeyi harekete geçiren bir kaldıraç etkisi yaratmasıdır. Türkiye’de özellikle erken aşama girişimler, finansman yetersizliği nedeniyle ölçeklenme sürecinde zorluklar yaşıyor. Yeni yönetmelik ile kamu kaynaklarının fonlara yönlendirilmesi, bu fonlama açığını kapatabilecek nitelikte.
Yapay zekâ, enerji, savunma teknolojileri, biyoteknoloji ve yeşil dönüşüm gibi sermaye yoğun sektörlerde kamu desteklerinin bulunması, yatırımcının risk algısını azaltarak fonların yatırım iştahını artırabilir. Bu sektörlerde teknoloji geliştirme maliyetlerinin yüksek olduğu düşünüldüğünde, kamu destekli fonlar yatırım döngüsünün hızlanmasını sağlayarak ekosistemde çarpan etkisi yaratabilir. Başarılı bir uygulama döneminde Türkiye’nin bölgesel bir girişim sermayesi merkezi olma potansiyeli güçlenecektir.
5. Uluslararası Fonlar İçin Sinyal: Düzenleyici Öngörülebilirlik
Yabancı yatırımcılar için en kritik unsurlardan biri, regülasyonun istikrarı ve öngörülebilirliğidir. Yeni düzenleme, düzenli raporlama, performans ölçümü ve hesap verebilirlik mekanizmalarıyla desteklenmiş bir denetim çerçevesi ortaya koymaktadır. Fon yöneticilerinin üç aylık dönemlerde Bakanlığa raporlama yükümlülüğü ve kaynak kullanımının amaç dışı olması hâlinde uygulanacak yaptırım mekanizmaları, kamu kaynaklı fonların şeffaf ve kontrollü şekilde işletileceğini göstermektedir. Bu çerçeve, yabancı fonlar açısından Türkiye’deki regülasyon riskinin yönetilebilir olduğu yönünde güçlü bir sinyal niteliği taşımaktadır ve Türkiye’nin Avrupa-Ortadoğu yatırım akışında üstlendiği köprü rolü göz önünde bulundurulduğunda, düzenleme küresel fonlarla ortak yatırım modelleri için elverişli bir zemin oluşturabilir.
6. Uygulama Başarısı İçin Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar
Her reformda olduğu gibi, yönetmeliğin başarısını belirleyecek olan asıl unsur uygulamadır. Raporlama yüklerinin fon yöneticileri için aşırı operasyonel maliyet yaratmaması, çağrı süreçlerinin yüksek şeffaflıkla yürütülmesi ve performans kriterlerinin ölçülebilir olması kritik önemdedir. Kamu kaynaklarının aşırı korumacı bir yaklaşımla yönetilmesi hâlinde, fon yöneticilerinin risk iştahı düşebilir ve beklenen yatırım etkisi gerçekleşmeyebilir. Dolayısıyla “düzenleme, uygulama, ölçüm ve iyileştirme” döngüsünün sağlıklı işletilmesi büyük önem taşımaktadır.
7. Sonuç: Türkiye GSYF Ekosisteminde Yeni Bir Dönemin Başlangıcı
Yeni GSYF Yönetmeliği, yalnızca teknik bir düzenleme olmayıp girişim sermayesi piyasasının geleceğine dair stratejik bir çerçeve sunmaktadır. Yönetmelik, sermaye akışını güçlendirebilecek, yeni fon kurulumu teşvik edebilecek ve start-up’ların finansmana erişimini hızlandırabilecek niteliktedir. Aynı zamanda fon yöneticileri için daha öngörülebilir bir işleyiş yaratırken, kamu için performans odaklı bir fon yönetimi kültürünün kurumsallaşmasına katkı sağlayabilir.
Başarılı bir uygulama sürecinde Türkiye, hem yerli hem yabancı yatırımcıların ilgi odağı olan dinamik ve rekabetçi bir girişim sermayesi ekosistemine dönüşebilir. Bu dönüşüm, yalnızca fon yapılarının değil, ülkenin inovasyon kapasitesinin ve ekonomik büyüme potansiyelinin de güçlenmesine katkı sağlayacaktır.

PKF Startup Merkezi Ortağı

