
İş sağlığı ve güvenliği alanında iş kazalarının nedenleri uzun yıllar boyunca ağırlıklı olarak teknik riskler çerçevesinde değerlendirilmiştir. Makine koruyucularının eksikliği, uygunsuz ekipman kullanımı veya çalışma ortamındaki fiziksel tehlikeler güvenlik yönetiminin temel odak noktası olmuştur. Ancak son yıllarda yapılan akademik çalışmalar ve büyük endüstriyel kazalara ilişkin incelemeler, iş kazalarının yalnızca teknik eksikliklerden kaynaklanmadığını açık biçimde göstermektedir. İş kazalarının önem bir bölümünde teknik faktörlerin yanı sıra çalışanların yorgunluk, stres, dikkat dağınıklığı ve bilişsel yük gibi psikolojik durumlarının belirleyici rol oynadığı görülmektedir.
Bu nedenle modern iş güvenliği yaklaşımları giderek daha fazla “insan faktörü” (human factors) kavramına odaklanmaktadır. Günümüzde güvenli çalışma ortamı yalnızca teknik risklerin kontrolüyle değil, aynı zamanda çalışanların bilişsel ve psikolojik durumlarını etkileyen organizasyonel koşulların yönetilmesiyle sağlanabilmektedir.
İş Kazalarının Açıklanmasında İnsan Faktörü
İş kazalarını açıklamaya yönelik erken dönem teorilerden biri Heinrich’in Domino Teorisidir. Heinrich, endüstriyel kazaların büyük bölümünün güvensiz davranışlardan kaynaklandığını ileri sürmüş ve kazaların yaklaşık %88’inin çalışan davranışlarıyla ilişkili olduğunu belirtmiştir.
Bu oranlar günümüz araştırmalarında farklı şekillerde yorumlansa da teorinin ortaya koyduğu temel yaklaşım halen geçerliliğini korumaktadır: İş kazalarının önemli bir bölümü, çalışan davranışlarını etkileyen psikolojik ve organizasyonel koşulların bir sonucudur.
İş ve endüstri psikolojisi bu noktada özellikle şu sorulara odaklanmaktadır:
- Çalışanlar neden riskli davranışlarda bulunur?
- Yorgunluk ve zihinsel yük karar verme süreçlerini nasıl etkiler?
- İş stresi güvenli davranış üzerinde nasıl bir rol oynar?
Bu sorulara verilen yanıtlar, özellikle madencilik, enerji, üretim ve lojistik gibi yüksek riskli sektörlerde güvenlik politikalarının yeniden değerlendirilmesine yol açmıştır.
Yorgunluk ve İş Kazaları Arasındaki İlişki
Yorgunluk, iş kazalarıyla en güçlü ilişkiye sahip psikolojik risk faktörlerinden biridir. Yorgunluk yalnızca fiziksel bir bitkinlik durumu değil, aynı zamanda bilişsel performansı doğrudan etkileyen bir zihinsel süreçtir.
Araştırmalar, uzun çalışma saatlerinin dikkat performansını düşürdüğünü ve hata yapma olasılığını önemli ölçüde artırdığını göstermektedir. ABD Ulusal İş Güvenliği ve Sağlığı Enstitüsü tarafından yapılan bir çalışmada, uzun çalışma saatlerinin iş kazası riskini yaklaşık %37 oranında artırdığı tespit edilmiştir.
Özellikle 12 saatten uzun vardiyalarda çalışanların reaksiyon sürelerinin uzadığı, dikkat seviyelerinin düştüğü, karar verme hatalarının arttığı görülmektedir.
Yorgunluğun iş güvenliği üzerindeki etkisini gösteren en bilinen örneklerden biri 1989 Exxon Valdez petrol tankeri kazasıdır. Alaska açıklarında meydana gelen bu çevresel felaketin ardından yapılan resmi incelemelerde, kazaya katkı sağlayan faktörlerden birinin mürettebatın uzun çalışma saatleri nedeniyle yaşadığı yorgunluk olduğu belirtilmiştir.
Vardiyalı Çalışma ve Biyolojik Ritim
Vardiyalı çalışma sistemleri özellikle sirkadiyen ritim bozulması, kronik uyku eksikliği, dikkat ve reaksiyon süresinde düşüş risklerini artırmaktadır. Gece vardiyalarında çalışan bireylerin bilişsel performanslarının gündüz çalışanlara kıyasla daha düşük olduğu birçok araştırmada ortaya konmuştur. Bu durum özellikle vinç operasyonları, forklift kullanımı veya kimyasal proses kontrolü gibi yüksek dikkat gerektiren işlerde ciddi güvenlik riskleri yaratmaktadır.
İş Stresi ve Güvenli Davranış
İş stresi, çalışanların algılama, değerlendirme ve karar verme süreçlerini doğrudan etkileyen bir diğer önemli faktördür. Avrupa İş Sağlığı ve Güvenliği Ajansı’nın araştırmalarına göre çalışanların yaklaşık %50–60’ı iş stresinin iş kazaları ve hatalar üzerinde önemli bir etkisi olduğunu düşünmektedir.
Stresin güvenli davranış üzerindeki etkileri genellikle risk algısının zayıflaması, aceleci karar verme eğilimi, prosedürlerin ihmal edilmesi, dikkat dağınıklığı ve bilişsel hatalar şekliden ortaya çıkmaktadır.
2005 yılında BP’nin Texas City rafinerisinde meydana gelen patlama, organizasyonel stresin güvenlik üzerindeki etkisini gösteren önemli örneklerden biridir. Patlama sonucunda 15 kişi hayatını kaybetmiş, 170’ten fazla kişi yaralanmıştır. ABD Kimyasal Güvenlik Kurulu tarafından hazırlanan rapor, kazanın arka planında yalnızca teknik eksikliklerin değil, aynı zamanda yoğun üretim baskısı ve organizasyonel stres faktörlerinin bulunduğunu ortaya koymuştur.
Dikkat Dağınıklığı ve Bilişsel Yük
Modern çalışma ortamlarında çalışanlar giderek daha fazla bilgi akışı ve görev çeşitliliğiyle karşı karşıya kalmaktadır. Özellikle üretim ve lojistik sektörlerinde çalışanların aynı anda birden fazla görevi yürütmesi beklenmektedir.
Ancak bilişsel psikoloji araştırmaları, insan beyninin aynı anda birden fazla kritik görevi güvenli biçimde yönetme kapasitesinin sınırlı olduğunu göstermektedir.
Ekipman kullanımı sırasında telefon veya iletişim cihazlarının kullanılması, üretim süreçlerinde aynı anda birden fazla operasyon yürütülmesi ve yoğun bilgi akışı altında karar verme dikkat dağınıklığına yol açan durumların başında gelmektedir.
ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nin verileri, dikkat dağınıklığının iş kazalarının önemli bir bölümünde katkı faktörü olarak yer aldığını göstermektedir. Örneğin lojistik depolarında meydana gelen forklift kazaları incelendiğinde operatör hatalarının önemli bir bölümünün zihinsel yorgunluk, dikkat bölünmesi ve aynı anda birden fazla görevin yürütülmesi faktörleriyle ilişkili olduğu görülmektedir.
İş Güvenliği Yönetiminde Psikolojik Risklerin Yönetimi
Geleneksel iş güvenliği yaklaşımları büyük ölçüde teknik risklerin kontrolüne odaklanmıştır. Ancak modern güvenlik yönetimi anlayışı, organizasyonel ve psikolojik risklerin de sistematik biçimde ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır.
Bu kapsamda işletmelerin aşağıdaki uygulamaları hayata geçirmesi önemlidir:
- Vardiya sürelerinin bilimsel veriler doğrultusunda planlanması
- Aşırı fazla mesainin sınırlandırılması
- Çalışanların bilişsel yükünü azaltacak iş organizasyonlarının geliştirilmesi
- Açık iletişim ve hata raporlama kültürünün teşvik edilmesi
- Güçlü bir kurumsal güvenlik kültürünün oluşturulması
Araştırmalar, güvenlik kültürü güçlü olan organizasyonlarda çalışanların riskli durumları daha erken rapor ettiğini ve iş kazası oranlarının belirgin şekilde daha düşük olduğunu göstermektedir.
Sonuç
İş kazalarının önlenmesi yalnızca teknik önlemlerle mümkün değildir. Yorgunluk, stres ve dikkat dağınıklığı gibi psikolojik faktörler çalışanların algılama, karar verme ve davranış süreçlerini doğrudan etkileyerek güvenlik performansı üzerinde belirleyici bir rol oynar.
Bu nedenle modern iş sağlığı ve güvenliği yaklaşımları, teknik risk yönetiminin yanı sıra insan faktörü ve organizasyonel davranışın sistematik biçimde ele alınmasını gerektirmektedir.
Sürdürülebilir bir güvenlik yönetimi için işletmelerin yalnızca ekipman güvenliğine değil, aynı zamanda çalışanların psikolojik ve bilişsel durumlarını etkileyen çalışma koşullarına da odaklanması gerekmektedir. İş ve endüstri psikolojisi bu noktada, güvenli ve sürdürülebilir çalışma ortamlarının oluşturulmasına önemli katkılar sunmaktadır.
Kaynakça
- Akın, G. (2017). Endüstri ve Örgüt Psikolojisi. Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık.
- Ardıç, K. & Polatcı, S. (2008). Tükenmişlik sendromu ve çalışanların iş performansı üzerindeki etkileri. Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 30, 69-96.
- Bayram, N. (2010). İş kazalarının nedenleri ve insan faktörünün rolü. Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 29(1), 85-101.
- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı. (2023). İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü Faaliyet Raporu. Ankara.
- Demirbilek, T. (2005). İş Güvenliği Kültürü ve İş Kazaları. İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Yayınları.

İş ve Sosyal Güvenlik Bölümü, İş Güvenliği Uzmanı


