Yargı Gecikmelerinin Piyasa Etkileri

Bu yazımızda bahis olunacağı üzere; Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir, sürekli ve oransal büyümesi ile yerli ve yabancı yatırım hacminin artırılması, sadece makroekonomik iktisadi analiz ve göstergeler ile değil, aynı zamanda hukuk sistemimizin, adalet mekanizmamızın caydırıcılığı, etkinliği ile doğrudan ilişkilidir.

Hukuki altyapımız, yerli ve yabancı sermaye sahipleri, girişimciler ve yatırımcılar için bir güven ortamı sağlarken, yargı süreçlerindeki gecikmeler, yargı yoluna başvurulmasının iktisadi ve zaman maliyeti alınacak ekonomik kararları doğrudan etkilemektedir.

İş bu bağlamda “Meksika Çıkmazı” olarak adlandırılan felsefi ve siyasi ifadeyi, yargı gecikmelerinin yatırım kararları üzerindeki maliyetini anlamada kullanacağımız bir benzetme olarak seçtik. Bu yazı, Türkiye’de yargı sürecinin sermayeye etkisini hem hukuki hem iktisadi boyutlarıyla inceleyerek, çözüm odaklı bir tartışmayı amaçlamaktadır.

1) Adalet ve Hukuk Kavramları Üzerine:

 Muhakkak ki birey yaşam, özgürlük ve mülkiyet haklarını doğrudan haiz, özerk bir varlık olarak tanımlanabilir. Ancak bireylerin tek başına iş bu temel hakları sağlama ve güvence altına alma kapasitesi oldukça sınırlıdır. Tam olarak bu noktada hukuk ve adalet kavramları devreye girmektedir ki toplumu oluşturan fertlerin bir araya gelerek oluşturdukları toplumsal sözleşme, mümkün olduğu kadarı ile iş bu hukuk düzenini ve adaleti sağlama ideali çerçevesinde gelişmiştir. Hukuk mülkiyet hakkının, dolayısı ile iktisadi tüm faaliyetlerin asli unsuru, olmazsa olmazıdır ve ihtiyaca binaen kadim tarihten bugüne süregelmiştir.

Şüphesizdir ki iktisadi tüm faaliyetler tabiatı gereği bir güven ortamına ihtiyaç duyar.; adaletin ve hukukun etkinliği, yatırımcı güveninin ve sermaye hareketlerinin temel belirleyicisidir.

2) Yargı Gecikmeleri ve Yatırım Kararları

 Hukuk ve adaletteki ağırlık sonucu ortada olan, ülkemizde artık kanıksanmış hale gelen yargı gecikmeleri iktisadi kararlar üzerinde, basit bir risk unsuru olmanın da ötesinde, somut iktisadi maliyetler ve yatırımcı davranışları üzerinde belirleyici etkilere sahiptir.

Türkiye’de birinci derecede hukuk ve ticaret davalarının ortalama görülme süresi yaklaşık 397 gün civarındadır; bu süre, OECD ülkeleri ve Avrupa ortalamalarıyla kıyaslandığında belirgin bir iş yükünü göstermektedir.? (Dünya Bankası 2022 “Doing Business” raporu) Kıyas edilmesi açısından Avrupa Birliği ülkeleri ortalama verilerinde benzer davaların ortalama görülme süreleri 273 gün seviyelerinde seyrederken Türkiye’de bu göstergenin daha yüksek olması, yargı süreçlerinin yatırımcılar açısından zaman maliyetini doğrudan artırmakta, güven unsurunu zedelemekte ve risk maliyetini arttırmaktadır.? Latince bir deyişte söylendiği gibi: “Periculum est in mora” (Gecikmede tehlike vardır)

Özellikle iktisadi temelli ticari uyuşmazlıklarda sonuç alma sürecinin bir yılı aşkın bir zamana yayılması, planlanan teşebbüs ve girişimlerin fırsat maliyetini, risk maliyetini ve zaman maliyetini yükseltmekte ve yatırımcıyı doğrudan ülkemiz piyasasından soğutmaktadır. Geç gelen adalet, adalet değildir.

 Aynı zamanda daha kompleks niteliği haiz idari davalarda süreçlerin 5 yıla kadar uzaması, adaletin gecikmesinin ekonomik güven üzerinde yol açtığı olumsuz algıyı güçlendirmektedir.? Uzayan yargı süreci, yalnızca bir idari aksaklık değil; doğrudan doğruya bir iktisadi maliyettir. Yargı süreçlerinin hızlandırılması ve etkinlik kazanması, sadece hukuki adaletin sağlanması açısından değil, aynı zamanda Türkiye’nin özellikle yabancı yatırımcının dikkatini çekmesi açısından da stratejik bir öncelik, zorunluluktur.

3) Zararların Tazmini Usulleri Üzerine

 Haksız fiilden doğan zarar, gecikmeden dolayı artmışsa, artan kısmının da tanzim edilmesi gerekliliği hukuki bir teamüldür. Ancak mevcut yargı süreçleri, Türkiye gibi doğrudan enflasyon ile mücadele eden ülkelerde borçlu tarafına önemli bir avantaj sağlamakta mevcut hukuki faiz oranları ile iktisadi bir silah haline gelmektedir.

Bu bağlamda incelendiğinde tazmini mümkün olmayan zarardan kaçınma refleksi bugün piyasada görülen önemli bir reflekstir.

4) Meksika Açmazı

Meksika açmazı, tarafların karşılıklı tehdit kapasitesine sahip olduğu ve bu nedenle ilk hamleyi yapmaktan imtina ettiği bir kilitlenme hâlini ifade eder. Yargı gecikmeleri bağlamında bu benzetmenin ne ölçüde açıklayıcı olduğu ise kanaatimizce ayrıca düşünülmelidir.

Hukukun ve adaletin olmadığı toplumda maalesef ki sermayenin göstereceği tepki en rasyonel cevap olan hareketsizlik olacaktır ki hukuk burada bir iktisadi ihtiyaçtan dolayı ortaya çıkar. Ünlü iktisatçı Ronald Coase’nin dediği gibi “Hukukun varlığı, işlem maliyetlerini düşürerek iş birliğini mümkün kılar.”

Hukukun gecikmesi, iktisadi düzenin kırılganlığını doğrudan gözler önüne serer. Bir güven mekanizması olan hukuk; tıpkı bir Meksika açmazında tarafların birbirine ilk hamleyi yapamayıp beklemeleri gibi, hukuk da tarafları yaptırımların güvencesi altında tutar. Ancak ve ancak yargı süreçleri uzadığında ve geciktiğinde, mevzubahis iş bu güven sarsılarak, hak ve mülkiyet güvencesi azalır, ekonomik hayat doğrudan yavaşlar.

Hukukun sunduğu güven ortamı, iktisadi ön görülebilirlik, hızlı işleyen yargı mekanizması sadece bir idealden ziyade müteşebbislerin varlıklarının bir ön şartıdır.

5) Sermaye Piyasaları Üzerindeki Olası Etkiler

Sermaye piyasaları ve borsalar pirenin deve, devenin de pire olduğu yerlerdir. Doğası gereği borsalar yatırımcı güveni ve öngörülebilirlik üzerine kuruludur ve iş bu nedenle hukukun etkinliği piyasaların işleyişi için en kritik belirleyicidir. Hukuki belirsizlik ve yargıdaki gecikmeler, yatırımcıların risk algısını artırır, yanlış fiyatlamalar sonucunu doğurarak doğrudan piyasa likiditesini azaltır.

OECD raporuna dayalı verileri uyarınca Türkiye’de 2010’larda yargıya güven oranı düşüş eğiliminde olup 2022’de %33 civarına kadar gerilemiştir; bu da hukukun etkinliği ve öngörülebilirliği konusundaki algı sorununa işaret etmektedir.

Özellikle hisse senedi ve tahvil piyasalarında ihlaller, spekülasyonlar, iflas süreçlerindeki gecikmeler ve denetim eksiklikleri, yatırımcıların risk primini doğrudan artırır. Tüm bunların aksine etkin ve caydırıcı bir hukuk teamülünün piyasalardaki güveni arttırmak suretiyle, volatiliteyi doğrudan azaltacağı ve daha uzun vadeli planların yapılmasını mümkün kılacağı açıktır. Borçlanma araçlarını da doğrudan etkileyen bu hususlar iktisadi stabiliteyi de doğrudan mümkün kılmak için yegane ihtiyaçtır.

Daha ön görülebilir bir finansal gelecek iktisadi parametreleri ve faiz kararlarını da doğrudan etkiler.

6) Yargının Kredi Maliyetleri Ve Faiz Farkı Üzerindeki Olası Etkileri

 Piyasadaki faiz oranları; para politikası, enflasyon, döviz kuru, risk primi, bankacılık rejimi gibi sayısız faktörün etkisi altında olması ile birlikte tüm bunların yanında faiz oranları ve kredi maliyetleri ile hukukun etkinliğinin doğrudan bir korelasyonu söz konusudur.

Bugün tarafımızca da takip edildiği üzere birçok çalışma hukukun üstünlüğünü, verimliliğini, hızını ve sözleşme yaptırımı gibi hukuki kurum göstergeleri ile banka faiz oranları arasında negatif bir ilişki olduğunu ortaya koyarak, hukuki kurumların güçlü ve etkin olduğu idealde faizlerin daha düşük olma eğiliminde olduğunu vurguluyor.

Çeşitli uluslararası çalışmalar, yargı sisteminin verimliliğinin bankacılık kreditör spreadlerini ve kredi maliyetlerini etkilediğini göstermektedir; hukuki kurumlar güçlü ve hızlı çalıştığında, kredi faiz spreadleri ve borç maliyetleri genellikle daha düşük seviyelerde oluşmaktadır.

 Yargı sisteminin etkinliğinin kredi faiz spreadleriyle (bankaların verdiği kredi ile topladığı mevduat arasındaki fark) ilişkisini tahmin etmek güç değildir. Yargı verimliliğinin düşük olduğu ülkelerde bankalar ve sermaye sahipleri daha yüksek faiz spreadi uygulamaktadır. Yüksek maliyetler doğrudan müteşebbis ve sermaye sahiplerini etkilemekte, iktisadi hayatı doğrudan zorlaştırmaktadır.

7) Çözüm Önerileri ve Çalışmalarımız Üzerine

Bu yazımızda tespitlerini yaptığımız sorunlara istinaden ivedi bir reformun yapılması gereği açıktır. İvedilikle yargı kanadında kapasite arttırımlarına gidilerek, yeterli sayıda uzman hakim ve personelin yetkilendirilmesi başlıca çözümlerin başındadır. Hızlı dava mekanizmalarının oluşturularak bir hukuk yolu olarak ticari ve iktisadi davalara öncelik tanıyan bir sistemin inşasının birçok faydası olacağı kanaatindeyiz. Alternatif uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının teşviki de burada büyük önem arz etmektedir.

Geç gelen adaletin, adalet olmadığı yönündeki teamülleşmiş kadim tespit; bugün iktisadi hayatın tam merkezinde yeniden karşımızdadır.

Fiat justitia, ruat caelum. “Adalet yerini bulsun, gök yıkılsa da.”

PKFİSTANBUL
PKF Türkiye is a member of PKF Global, the network of member firms of PKF International Limited, each of which is a separate and independent legal entity and does not accept any responsibility or liability for the actions or inactions of any individual member or correspondent firm(s).


“PKF`` and the PKF logo are registered trademarks used by PKF International Limited and member firms of the PKF Global Network. They may not be used by anyone other than a duly licensed member firm of the Network.

Eski Büyükdere Cad. Park Plaza, No: 14 Maslak İSTANBUL

PKFİSTANBUL
PKF İstanbul, PKF Global'a bağlı bir üye olup, her biri ayrı ve bağımsız hukuki bir varlık olan PKF International Limited üye firmalarının ağıdır. Her bir üye veya yazışma firmasının eylemleri veya eylemsizliği konusunda hiçbir sorumluluk veya yükümlülük kabul etmemektedir.

PKF İstanbul is a member of PKF Global, the network of member firms of PKF International Limited, each of which is a separate and independent legal entity and does not accept any responsibility or liability for the actions or inactions of any individual member or correspondent firm(s).
Eski Büyükdere Cad. Park Plaza, No: 14 Maslak İSTANBUL
HİZMETLERİMİZSizlere neler sunuyoruz?
Son Yazılar