Türk Ticaret Kanunu’na göre şirketler, ortaklarından ayrı ve bağımsız bir hukuki varlığa sahiptir.

Bu kapsamda şirket, kendi adına hak edinebilir ve borç altına girebilir. 6102 sayılı TTK uyarınca ticaret şirketleri kuruluş işlemlerinin tamamlanmasının ardından ticaret siciline tescil edildikleri anda tüzel kişilik kazanır. Tescil ile birlikte şirket, ortaklarından ayrı bir malvarlığı ve sorumluluk yapısına sahip bağımsız bir hukuki varlık haline gelmektedir.
Tüzel kişilik, kural olarak ticaret sicilindeki kaydın terkini ile sona erer. Ancak bu sonucun hukuk düzeni bakımından geçerli kabul edilebilmesi, tasfiye işlemlerinin eksiksiz ve usulüne uygun şekilde tamamlanmış olmasına bağlıdır. Tasfiyenin fiilen tamamlanmamış olması ya da tasfiye sürecinde yapılması gereken işlemlerin kasten veya ihmalen eksik bırakılması hâlinde, şirket ticaret sicilinden silinmiş olsa dahi tüzel kişiliğin sona erdiğinden söz edilemez. Bu yönüyle ticaret sicilinden terkin, tek başına tüzel kişiliği ortadan kaldıran mutlak bir işlem değil, tasfiyenin hukuki sonuçlarını doğuran tamamlayıcı bir aşamadır.
Uygulamada, tasfiyenin tamamlandığı varsayımıyla ticaret sicilinden silinen şirketlerin, sonradan yeniden hukuki varlık kazanmasını gerektiren durumlarla karşılaşılabilmektedir.
- Tasfiye sırasında şirket malvarlığına dâhil unsur veya unsurların paraya çevrilmemesi,
- Borçların kapatılmadan veya alacakların tahsil edilmeden tasfiyenin sonuçlandırılması,
- Malvarlığının ortaklara usulsüz biçimde dağıtılması,
- Şirket yöneticileri veya denetçileri hakkında sonradan sorumluluk davası açılması gerekliliğinin ortaya çıkması ya da şirket lehine veya aleyhine devam eden yahut açılması gereken davaların bulunması bu duruma örnek teşkil etmektedir.
Bu tür hâller, sicilden silinmiş bir şirketin sınırlı ve geçici bir amaçla yeniden gündeme gelmesini zorunlu kılabilmektedir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de kararlarında, tüzel kişiliğin sona ermiş sayılabilmesi için tasfiye işlemlerinin eksiksiz biçimde tamamlanmış olması gerektiğini istikrarlı şekilde vurgulamaktadır. Tasfiye edilmesi gereken hususların eksik bırakılması hâlinde, şirket sicilden silinmiş olsa dahi tüzel kişiliğin sona erdiğinin kabul edilemeyeceği belirtilmektedir. Bu yaklaşım, belirli koşullar altında şirketin ihya edilmesine, diğer bir ifadeyle yeniden hukuki varlık kazanmasına imkân tanımaktadır. Şirketin yeniden tesciline ve ihyasına karar verme yetkisi ise ticaret sicil müdürlüklerine değil, şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemelerine aittir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Geçici 7. maddesinin 15. fıkrası uyarınca, şirket alacaklıları ile hukuki menfaati bulunan kişiler, haklı sebeplerin varlığı hâlinde, mahkemeye başvurarak şirketin ihyasını talep edebilmektedir.
Anayasa Mahkemesi’nin 22.06.2023 tarihli ve E.2023/33, K.2023/117 sayılı kararıyla Geçici 7. maddede yer alan “silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde” ibaresinin iptal edilmesi sonucunda, tasfiye edilmeden sicilden silinen şirketlerin ihyasına ilişkin talepler bakımından kanuni süre sınırlaması kaldırılmıştır. Bununla birlikte, söz konusu karar ihya talebinin her durumda süresiz ve koşulsuz olarak kabul edileceği anlamına gelmemekte; ihya istemleri somut olayda hukuki yarar, dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı çerçevesinde mahkemelerce ayrıca değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Bunun yanı sıra Kanun’un 547. maddesinde, tasfiyesi tamamlanmış bir şirket hakkında gerekli görülmesi hâlinde ek tasfiye yapılmak üzere geçici olarak yeniden tescile karar verilebileceği açıkça düzenlenmiştir. Bu hüküm kapsamında, tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin zorunlu olduğu anlaşılırsa, son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklılar, şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinden, bu işlemler sonuçlandırılıncaya kadar şirketin yeniden tescilini isteyebilmektedir.
Mahkeme, ek tasfiye kararı verirken bu işlemleri yürütmek üzere bir veya birden fazla tasfiye memuru atayabilir. Atanan tasfiye memurlarının görevlendirilmesi ve yetkileri ticaret siciline tescil ve ilan edilir. Bu kişiler yalnızca eksik kalan tasfiye işlemlerini tamamlamakla yükümlüdür.
Ek tasfiye; tasfiye işlemleri tamamlanarak şirket sicilden silindikten sonra, tasfiye sürecinde bazı işlemlerin yanlış veya eksik yapıldığının ortaya çıkması hâlinde başvurulan, geçici nitelikte bir hukuki müessesedir. Ek tasfiye kararıyla şirket yeniden ticaret siciline tescil edilmekte; ancak bu tescil, yalnızca eksik kalan tasfiye işlemlerinin tamamlanması amacıyla yapılmaktadır. Bu yönüyle ek tasfiye, tasfiyenin yeniden açılması değil, eksik kalan işlemlerin tamamlanmasına özgülenmiş sınırlı bir tasfiye sürecidir. Bu süreçte şirketin yeniden ticari faaliyette bulunması, mal veya hizmet sunması mümkün değildir. Şirket organlarının yetkileri de ek tasfiye amacına uygun olarak sınırlandırılmaktadır.
Ek tasfiye kapsamında şirketin yeniden ticaret siciline tescili ilgili vergi dairesine bildirilmek zorundadır. Ek tasfiyenin kapsamı ve niteliğine bağlı olarak şirket adına yeniden mükellefiyet tesis edilmesi vergi hukuku bakımından zorunluluk arz eder ve gerekli hallerde ilgili vergi türleri yönünden mükellefiyet yeniden tesis edilir. Bu kapsamda yeniden tesis edilen mükellefiyet, şirketin normal ticari faaliyetlerinin devamı anlamına gelmeyip yalnızca ek tasfiye işlemleriyle sınırlı bir vergisel yükümlülük doğurur. Ek tasfiye sürecinin tamamlanmasının ardından, kalan tasfiye işlemleri sona erdirilecek; kapanış bildiriminin yeniden yapılması, durumun ticaret siciline tescili, şirket unvanının sicilden tekrar terkin edilmesi ve defter ile belgelerin yasal süreler boyunca muhafazası sağlanacaktır.
Tasfiye sonrasında ek tasfiye veya ihya yoluna başvurulması, şirketler, ortaklar ve alacaklılar açısından zaman kaybı, ek maliyet ve hukuki belirsizlik yaratmaktadır. Bu nedenle tasfiye sürecinin başından itibaren dikkatli ve planlı biçimde yürütülmesi büyük önem taşımakta olup, tasfiyenin usulüne uygun şekilde tamamlanmaması hâlinde tasfiye memurlarının şahsi sorumluluklarının doğabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Şirketin tüm aktif ve pasiflerinin eksiksiz tespiti, devam eden dava ve icra takiplerinin değerlendirilmesi, borçların kapatılması veya gerekli karşılıkların ayrılması, vergisel yükümlülüklerin tam ve zamanında yerine getirilmesi ve tasfiye bakiyesinin hukuka uygun şekilde dağıtılması, ileride ek tasfiye ihtiyacının doğmasını büyük ölçüde engelleyecektir.
Muhasebe ve Finansal Raporlama Hizmetleri Müdür Yardımcısı


